Cenk Ağcabay, Gündem, Umut Yazıları

Yeni ekonomik model tartışmaları üzerine – Cenk Ağcabay

Döviz kuru ve enflasyondaki yükseliş emekçi sınıflar üzerinde çok ağır sonuçlar yaratmaya başlamıştı ki, faşist şef konuştu: Türkiye’yi faiz kıskacından çıkarmak ve üretimle büyütmek için ekonomide yeni bir dönem başlatmışlardı. Çin’de zaten ekonomik olarak böyle büyümemiş miydi?

Alışık olunduğu gibi, tartışma başladı. Ekonomik olarak müflis bir tüccar konumundaki faşist şefin günü kurtarmak, çözülmekte olan tabanına taze bir umut üflemek için savurduğu palavralar bir kez daha gündemde üst sıraya yerleşti.

Çin’in ekonomik yükselişi, çok farklı tarihsel, ekonomik ve siyasal koşullarda gerçekleşmişti. Amerikan emperyalizminin sosyalist ülkeler arası çelişkileri derinleştirmek için verdiği ekonomik ve siyasi ödünler yükselişin önemli kaynaklarından biriydi. Sosyalist ülkelerin çözülüşü sonrası, uluslararası finans-kapitalin ucuz işgücü açlığıyla Çin’e yönlendirdiği yatırımlar bir başka önemli kaynaktı.

Meselenin bir yönü buydudiğer yönü ise, Çin’de bu sürecin sıkı bir merkezi planlama aygıtı denetiminde uygulanmasıydı. Çin’deki planlama kısa vadeli günü kurtarma hedeflerine bağlı olarak değil, uzun vadeli somut kalkınma hedeflerine göre yapılıyordu. Özcesi, bambaşka koşulların ürünü ve karşılaştırılması mümkün olmayan deneyimler söz konusuydu. Uzun vadeli planlamanın, piyasa denetiminin varlığında Çin bugün yüksek teknolojiye dayalı sektörlerdeki üretimiyle ön planda.

Kuşkusuz müflis bir tüccar konumuna düşmüş faşist şefin sözde bir “ekonomik model”i vardı. Bu modelin temel unsuru, ilk günden itibaren ülkenin kamusal varlıklarının uluslararası Finans-kapitale ve yerli ortaklarına peşkeş çekilmesiydi. Bu konuda çok başarılı bir performansa sahip olduğu için, uzun zaman güçlü bir emperyalizm ve yerli sermaye desteğine yaslandı.

Onun başarılı performans sergilediği alanlardan bir diğerini kavramanın en iyi göstergesi, ülkede son 20 yılda emekçilerin sayısındaki artışa rağmen sendikalaşma oranında yaşanan büyük düşüştür. Emeğin ekonomik ve siyasal örgütlerinin dağıtılması, emekçilerin her tür sınıf saldırısına açık hale getirilmesi yani sermayeye sömürünün arttırılmasının en uygun koşullarının sağlanması başarılı olduğu bir temelalandı.

İşlerin iyi gittiği zamanlarda, faşist şef ülkeyi “bir şirket gibi yönettiğini” söylüyordu. Şimdi iflasın artık gizlenemez olduğu koşullarda “şirkete yeni bir istikamet vermekten” söz ediyor. Faşist şefin kemik yalayıcıları “tedarik zincirlerindeki sıkıntılardan”, “Avrupa’ya yakın olmaktan dolayı bu pazara satılacak” şeylerden söz ederek yeni palavrayı süsleyerek pazarlamaya çalışıyorlar.

Sanki kapitalist dünya ekonomisi zaten tedarik zincirleri ağıyla bütünleşmiş bir birim ve Türkiye’de onun bir parçası değilmiş gibi konuşuyorlar. Avrupa pazarına satılacak ürünleri üretecek dev tesisler ve onların üretim organizasyonu birkaç ayda halledilecek bir iş ve bunun için gerekli mali kaynaklar kasada hazırmış gibi atıp tutuyorlar.

Sanki Türkiye Finans-kapitali uluslararası otomobil tekellerinin tedarik zinciri içinde önemli bir konuma sahip değilmiş, sanırsınız F-35 projesi gibi önemli bir projenin tedarik zincirleri içinde yer almamış. Hepsi oldu ama bunlar Türkiye’nin ihracatının yüksek derecede ithalata bağımlı olmasını engellemedi tersine pekiştirdi. Sanki bir tür devalüasyonla ihracata dayalı büyüme hedefi ilk kez gerçekleşiyor. 12 Eylül faşist darbesi zaten başka siyasi nedenlerle birlikte bunun için gelmemişti.

Ekonomik model tartışmasının özü burada yatmaktadır. Kapitalist dünya ekonomisi bir uluslararası işbölümü tesis etmiştir. ABD emperyalizminin Çin’le yaşadığı sert çatışmanın kaynağında esas olarak bu mesele yer almaktadır. Çin uluslararası işbölümünde konumlandırılmak istendiği yeri kabul etmemekte ve bağımsız hamleler geliştirmektedir. Bunun için gerekli kaynaklara sahip olmuştur. 

Faşist şefin ve kemik yalayıcılarının tüm bu palavraları iki gerçeğin görülmesini engellemek amacıyla savuruluyor. Yolun sonuna gelindiği bu zaman kesitinde, paranın değer kaybı ve enflasyon emekçi sınıfları yoksulluğun ve açlığın en dip noktalarına doğru sürüklemektedir. TUİK verilerine göre, son beş yılda ulusal net katma değerde ücretlilerin payının 6,2 puan azalarak yüzde 45,3’ten yüzde 39,1’e gerilemesine eklenen kurdaki ve enflasyondaki yükseliş yarattığı yıkım sözünü ettiğimiz çarpıcı gerçeğin ifadesidir. Ortaya çıkan bu tablonun bu tür palavralarla gizlenmesi yeni sahte umutlar yaratılması mümkün değildir.

Faşist şefin kumandasındaki ekonomi kontrolünü kaybetmiş bir otomobil gibi hızla yokuş aşağı gitmektedir. Bu palavralar duruma hakim olunduğu izlenimi yaratmak amacıyla savurulmaktadır. Yeni model adıyla pazarlanmaya çalışılan şeyin, esas olarak bir seçim hazırlığına yönelik olması kuvvetle muhtemeldir. Faiz indirimlerinin devam etmesi normal koşullarda hiper enflasyonun habercisidir, yani sürdürülemezdir, zorlanması ise ülke ekonomisinin artık işlemez hale gelmesi sonucunu doğuracaktır.

Muhtemelen hedeflenen, seçim öncesi emekli maaşlarında, asgari ücrette ve kamu çalışanlarının maaşlarında yapılacak yüksek artışlarla durumu kurtarmaya ve seçimi kazanmaya çalışmaktır ancakdöviz kuru ve enflasyon olası artışları şimdiden eritmiştir. Bu noktada, faşist şefin sık sık görüşlerine başvurduğu söylenen bir danışmanının ekonomik OHAL’den söz etmesi önem kazanmaktadır. Emekçi sınıfların artan öfkesinin bir tür düşman tarafından dile getirilişi olarak da anlaşılabilecek bu sözler, gelişmesi çok muhtemel bir halk muhalefetinin henüz başlangıç aşamasında ezilmesi hedefine işaret etmektedir.

Her koşulda, ekonominin tüm yük ve sıkıntıları emekçi sınıfların sırtına yüklenmiştir. Emekçi sınıfların bu yükü taşımayı reddetmesi ve bunun için harekete geçmesi kuvvetle muhtemeldir. Emperyalizm ve yerli finans-kapitalin bir “yumuşak geçiş” durumunda memnuniyetle kabul edeceği yeni iktidar adayı “millet İttifakı” ülke ekonomisinin yaşadığı çöküşü “tek adamın” başarısızlıklarıyla açıklıyor. Kötü yönetim, liyakatin dikkate alınmaması gibi faktörleri öne çıkarıyor.

Bunlar kısmen doğru noktalar olmakla birlikte, bu mantık, faşist şefin “iyi yönettiği” yıllara ve politikalara da sahip çıkmış oluyor. Zaten baştan beri vurguladığımız gibi, faşist şefin kendine özgü bir ekonomik modeli hiç olmadı. İktidarının ilk üç yılda önceki Kemal Derviş politikalarını harfiyen uyguladığı için emperyalizm ve yerli finans-kapitalden güçlü bir onay aldı.

Düzen muhalefeti, ülke ekonomisinin yaşadığı asıl sorunların ve emekçilerin ezilişinin kaynağındaki asıl olguları gizleyerek; “Merkez Bankası bağımsızlığı”, “faizin serbest bırakılması” gibi söylemlerle emperyalizmle uyumlu bir konuma yerleşmeye çalışıyor. Türkiye kapitalizminin yürüyebilmek için taze paraya ihtiyacı var. “Millet ittifakı” eğer bir “yumuşak geçiş” sağlayabilirse, muhtemelen emperyalist merkezler tarafından “kredilendirilecek” mutlu bir başlangıç yapması sağlanacaktır. Bunun emekçi sınıflardaki karşılığı, yeni “acı reçeteler”, yeni “kemer sıkma paketleri” olacaktır.

İktidar adayı “Millet İttifakı” bir konuda faşist şeften daha şanssızdır. Kemal Derviş politikalarının ürünü “acı reçeteler”, “kemer sıkma paketleri”nin uygulanıyor olması faşist şefe ilk döneminde bir ölçüde hareket alanı sağlamıştı. Türkiye ekonomisinin bugün geldiği noktada emekçi sınıflardaki yoksullaşmanın, küçük-burjuva katmanlardaki mülksüzleşme ve yoksullaşmanın, işsizliğin boyutları çok küçük bir hareket alanı bırakmıştır. Dünya ekonomisinin krizler içinde debelenmesi, olası bir yeni iktidarın işlerini zorlaştıracak başka bir belirleyici faktördür.

Kelimenin gerçek anlamında yeni bir ekonomik model, ülkede kapitalizmi savunan hiçbir siyasi organizasyonun tasarlayamayacağı ve uygulayamayacağı bir şeydir. Emperyalizmle kurulmuş bağımlılık ilişkilerini ve sermaye talanını karşıya almadan yeni bir ekonomik modelden söz edilemez.  Yeni bir ekonomik model ancak merkezinde proletaryanın olduğu bir demokratik halk iktidarında gerçekleşebilir ve bunun koşulları giderek daha fazla olgunlaşmaktadır.

Paylaşın