En Çok Okunanlar, Gündem, Umut Yazıları

Editörden I Rusya ve NATO: “Kader anı geliyor mu”?

İngiltere Yüksek Mahkemesi, WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ın ABD’ye iadesi için açılan davada ABD lehine karar verdi. Assange, emperyalist saldırganlığın boyutlarının gözler önüne serilmesine katkı sunan yayınları nedeniyle cezalandırılmıştı. Assange’ın arkadaşı muhalif yazar John Pilger’in verdiği bilgiye göre, Assange kendisine hapishanede verilen ilaçlar nedeniyle zihin bulanıklığı yaşıyor, kendi adını anımsamakta bile zorlanıyor. Assange tüm dünyanın gözleri önünde yavaş yavaş öldürülüyor.

Emperyalizm Assange’ye bedel ödetiyor ve fakat ABD emperyalizminin sözcülerinden New York Times gazetesi elde ettiği gizli Pentagon belgelerini yayınlayarak, Pentagon’un savaş suçlarını ifşa ediyor. Pentagon’un iç yazışmalarından ve bazı gizli belgelerden yola çıkan NYT, ABD’nin Irak, Afganistan ve Suriye’de düzenlediği hava operasyonlarının “büyük bir fiyasko” olduğu saptamasını yapıyor.

NYT, taradığı belgeler ve yaptığı araştırmalar sonucunda, hava operasyonlarında İstihbarat zaafları ve hatalı hedefleme nedeniyle aralarında çocukların da olduğu binlerce sivilin öldürüldüğünü ve bunun Pentagon tarafından bilinçli olarak gizlendiğini belirtiyor. 50.000’den fazla hava operasyonunun ciddi istihbarat kaynaklarına dayanılmadan gerçekleştirildiği yazı dizisinde vurgulanıyor. Obama’nın altında kendi imzası olan hava operasyonlarını “tarihte görülmüş en kusursuz hava operasyonları” olarak tanımladığını aktaran NYT, bunun gerçeklikle ilgisinin olmadığını belgelerle gösteriyor.

2016 yılında Suriye’de DAİŞ’e karşı düzenlenen bir hava operasyonu örneğini kullanan NYT, bu operasyonun sonucunun Pentagon tarafından 7 ile 24 arasında DAİŞ militanının öldürüldüğü ama aralarına karışmış bazı sivillerin de yanlışlıkla hayatını kaybettiği şeklinde sunulduğunu, oysa kendi araştırmalarının, hedef alınan evlerde mültecilerin yaşadığı, ölü sayısının ise tümü sivil 120’den fazla olduğu gerçeğini açığa çıkardığını belirtiyor.

Bu gerçekleri senelerdir dile getirenleri “komplo teorileri” üretmekle suçlayan, Assange’ı Rusya’nın “aleti” olarak takdim eden NYT hidayete mi erdi? Ermedi tabii ki, bu belgeleri yayınlayan gazete, İngiltere’de Assange hakkındaki karar açıklandıktan sonra, bu kararın “Assange’ı yargılamak isteyen Biden hükümeti için büyük bir zafer” anlamına geldiğini duyurmuştu. Senelerdir bu tip iddiaların, ABD’yi yıpratmak isteyen Rusya ve Çin’in düzenlediği dezenformasyon kampanyaları olduğunu anlatıp duruyordu.

Şimdi ulaştıkları bilgilerle şu sonuca varmış NYT gazetesinin habercileri: “ABD ordusu sivil ölümlerine izin verdi/veriyor.” Sadece bu durum saptanmıyor, ABD ordusunda bu saldırılardan ve katliamlardan sorumlu olan hiç kimsenin herhangi bir soruşturmaya maruz kalmadığı da belirtiliyor. Irak, Afganistan, Suriye’de öldürmek serbest yani. “Öldürün öldürebildiğiniz kadar, tohumuna para mı saydınız” anlayışının hakimiyeti açık biçimde gözler önüne seriliyor.

Uluslararası Finans-kapitalin salgın aracılığıyla yükselttiği saldırının sonuçları tüm dünyada giderek daha belirginleşirken, enflasyon ve gıda maddeleri fiyatlarındaki yükseliş yoksulluğun hem alanını genişletiyor hem de derinleştiriyor. Amerika’nın en büyük “Yiyecek Bankası”nı yöneten Katle Fitzgerald, Amerika’da 12 milyonu çocuk olmak üzere 38 milyon insanın açlıkla yüz yüze olduğu bilgisini veriyor.

Amerikalı araştırmacılar geçtiğimiz yıl ABD’de 100.000 insanın yüksek doz uyuşturucudan öldüğünü duyurdu. Yayınlanan raporda, salgın sürecinde uyuşturucu kullanımının rekor seviyeye ulaştığı belirtilirken, uyuşturucu kaynaklı ölümlerin ciddiyetine dikkat çekildi.

Milyonlar aç, işsiz, uyuşturucu ölümleri ve intiharlar rekor seviyelere ulaşırken, Amerikan yönetiminin 2022 için hazırladığı Pentagon bütçesi 768 milyar dolar tutarında. Amerikan silah tekellerine sunulacak yüzlerce milyar doların anlamı, gizlenecek yeni katliamlar. NYT’nin yayınladığı belgeler, yeni katliamlar öncesi bir “imaj düzeltme çalışmasının” varlığına işaret ediyor. Rusya üzerinde arttırılan baskılar ve Ukrayna’da yeni bir çatışma sürecinin zorlanması geçtiğimiz haftalarda en fazla öne çıkan başlıklar oldu.

Rusya artan baskıya yayınladığı yeni bir savunma belgesiyle karşılık verdi. NATO ülkeleriyle müzakere süreçlerinin geliştirilmesinin koşullarının belirlendiği belgede; Rusya NATO’nun Doğu’da genişlemesinin durdurulması, NATO füzelerinin Doğu Avrupa’da konuşlandırılmasının engellenmesi ve Ukrayna’nın NATO üyeliği seçeneğinin reddedilmesi isteklerini sıraladı. Biden yönetimi AB ile ilişkileri onarma ve ittifakı güçlendirme hedefini ortaya koymuştu ve son AB zirvesinde Rusya’ya yönelik suçlamalar bu sürecin yol almakta olduğunu gösterdi.

Avusturya’da gerçekleşen askeri güvenlik ve silah kontrolü konulu görüşmelerde Rus heyetine başkanlık eden Konstantin Gavrilov yaptığı açıklamada, “Herkes her şeyi çok iyi anlıyor, Rusya ile NATO arasındaki ilişkilerde kader anı geliyor. Rusya’nın acıyan noktalarına sürekli basamazsınız. Müzakere ciddi olmalı ve NATO’daki herkes, tüm güce ve kapasiteye rağmen, somut siyasi eylemlerde bulunmanın gerekli olduğunu çok iyi anlıyor, aksi takdirde bunun alternatifi, Rusya’nın askeri-teknik ve askeri yanıtları olacaktır” dedi. Bu sözler gerginliğin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi.

Avrupa Konseyi Dış İlişkiler kurumunun yayınladığı yeni “güç atlası” raporu, emperyalist saldırganlığın kaynağına ilişkin önemli veriler sunuyor. Raporda, G7 ülkelerinin 1990 yılında dünya ekonomik çıktısının % 50’sini ürettiği ve bu rakamın günümüzde % 30’a düştüğü saptanırken, 2050’de bu oranın % 20’ye düşeceği tahmin ediliyor.

2000 yılında dünyanın en büyük 500 şirketi arasında sadece 10 şirketi bulunan Çin’in bu yıl listeye 124 şirketle girmesi ve 2000 yılında listeye 179 şirket sokan ABD’nin bu yıl listeye 121 şirketle girmesi yaşanan değişimin çarpıcı boyutlarını ortaya koyuyor. 2000 yılında listeye 107 şirketle giren Japonya’nın şirket sayısı bu yıl 53’e düşmüş. Fransa şirketleri 37’den 31’e düşerken, Almanya’nın şirketleri 37’den 27’ye düşmüş.

Bu ekonomik değişim sürecine eşlik eden bir unsur askeri harcamalardaki artış. Rapora göre, ABD, AB, Avustralya, Kanada, Japonya ve Güney Kore dünyadaki toplam askeri harcamaların üçte ikisini gerçekleştiriyor. Çin toplam askeri harcamaların % 10.6’sını gerçekleştirirken, Rusya % 3.3’ünü gerçekleştiriyor.

Bu rakamlar dizisi, dünya ekonomisinin ağırlık merkezindeki kaymayı çok açık gösteriyor. Yaşanan çatışmaların temelinde bu kaymayı tersine çevirme arzusu yatıyor. Rusya’nın Ukrayna üzerinden zorlanması karşısında Rusya sadece kendi pozisyonunu açıklamakla kalmadı. Putin ve Xi arasında yapılan bir görüşmeyle tarafların stratejik bir ortaklık kurduğu bir kez daha dünyaya ifade edildi.

Rusya ve Çin yetkilileri arasında gerçekleştirilen toplantıların ardından geçen çarşamba günü yapılan bir açıklamada, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmek üzere yeni bir finansal altyapı oluşturulacağı belirtildi. Putin’in dış politika danışmanı Ushakov konuyla ilgili olarak, “iki ülke arasında 3. bir ülkenin nüfuz edemeyeceği özel bir finansal altyapı yaratmak için çalışmalara başladık” açıklamasını yaptı.

Bu adım Rusya ile Çin arasındaki ittifakın sağlamlaşması anlamına gelirken, yorumcular, bu adımın ABD ve AB’nin yeni ekonomik yaptırım tehditleri karşısında Rusya’nın bir güvenlik arayışı ürünü olduğunda ortaklaşıyor. ABD basını da ağırlıklı olarak bu adımı “ittifakın güçlenmesinin” bir göstergesi olarak değerlendirdi.

İran’ın Ekim ayında Şangay İşbirliği Örgütü’ne üye olmasıyla birlikte düşünüldüğünde, yeni finansal sistem yaptırımlarla soluğu kesilen ülke ekonomilerine nefes sunma bağlamında genişleme potansiyeli taşıyor. Yeni finansal sistemin çalışmalarının 2020 sonunda tamamlanması ve işlemeye başlaması öngörülüyor.

Şili’de gerçekleşen seçimi “İtibarı Destekliyorum” ittifakının adayı, 35 yaşındaki eski öğrenci lideri Gabriel Boric kazandı. Rakibi faşist Jose Antonio Kast karşısında ciddi bir başarı kazanan Boric’in başarısı dünyada farklı tepkilere neden oldu. İsrail basınında yer alan bazı haberler, Boricin anti-siyonist bazı açıklamalarında yola çıkarak onu anti-semitik bir tehlike olarak sundu. Boric’in seçim başarısı Latin Amerika’da Bolivya, Venezüela ve Nikaragua seçimlerinin ardından halktan yana değişim rüzgarının yeni bir aşaması olarak kabul ediliyor.

Salgın sürecinin bir sınıf saldırısı olarak gelişmesi tüm dünyada yoksulluk ve sefaleti arttırırken halkların, emekçi sınıfların öfkesi de artıyor. 2 yıldır halka sormadan çeşitli kararlar alarak bu kararları halka dayatan hükümetler, 2 yılın sonunda hesap vermek yerine halkı yapay ayrımlarla bölüp parçalama politikaları geliştiriyor. Bir süre öncesine kadar, manşetleri “aşısızların dalgası” türü ifadeler kaplamıştı. Düzenin sağlık politikalarının eleştirisi, “aşı karşıtlığı” kılıfı altına itilerek itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Halk her şeyin sorumlusu “aşısızlar” ile sorumlu yurttaş “aşılılar” şeklinde saflaştırılmaya çalışıldı.

Dünyanın en büyük soyguncuları arasında yer alan büyük ilaç tekelleri yeni “kurtarıcılar” olarak pazarlandı. Kurumlaştırılmaya çalışılan “olağanüstü hal rejimi” yeni normal olarak kutsandı. Her tür eleştirel yaklaşım “bilim dışı” ilan edildi. Haftalardır milyonlarca insan pek çok şehirde sokaklara çıkıyor ve yeni kısıtlamalara karşı ayağa kalkıyor. Yeni normale karşı kitlelerde gelişen öfke siyasal bir ifade kazanmalıdır ve bunu yapacak olan devrimci komünistlerdir. Salgın süreci emperyalist-kapitalizmin emekçi sınıflara sadece daha fazla ölüm, sömürü ve sefalet vaat ettiğini açık biçimde gözler önüne sermiştir. Tarih proletaryayı zafere çağırmaktadır.

1 Avro 20 TL Oldu

Faşist blokun doğrultusunu belirlediği para politikaları sonucunda bugün Türkiye’de 1 Avro 20 TL oldu. Yaşanılan kelimenin hakiki anlamında bir iflas halidir. Nüfusun ezici çoğunluğunu yoksullaştıran politikalar, bir avuç vurguncunun daha da palazlanmasına hizmet ediyor. Ülke toptan “ucuzlatılıp” Dolar-Avro sahiplerine haraç mezat satılmaya çalışılıyor.

Ülkedeki durumu berrak bir biçimde gösteren bir açıklama Birleşik Metal İş tarafından yapıldı. Açıklamada, “İşçiler sürekli yoksullaşmakta ve reel ücret kaybı giderek artmaktadır. Başta ücret zammı olmak üzere, teklif ettiğimiz tüm maddeler işçilerin en doğal haklarıdır. İşverenler, yüksek oranlı karlar elde etmeye devam etmektedir” ifadesi kullanıldı.

Durum tam olarak budur: Patronlar yüksek oranlı karlar elde etmeye devam ediyor. Emekçi sınıfların ekmeği her gün biraz daha küçülüyor. Birleşik Metal Sendikası yetkilisi patron temsilcileriyle yapılan görüşmelerle ilgili olarak, “bir anlaşma olasılığı bulunmadığını” belirtiyor. Yetkili, işçilerin haklarını koruyabilmek ve yoksullaşma karşısında korunabilmek için “kararlı bir mücadeleye” ihtiyaç olduğunu dile getiriyor. Sendikacıları böyle konuşturan keskinleşen sınıf mücadelesidir.

Emekçi sınıflarda büyüyen öfkenin farkındalar. TÜSİAD’ın hükümetin para politikasına dönük eleştirileri esas olarak bu farkındalığın bir ifadesidir. Faşist blokun yerine “umut” vaat edecek Millet ittifakını kazasız belasız yerleştirme hedefi esas olarak halkın yükselen öfkesinden duydukları büyük korkunun ürünüdür. Zincirlerinden boşaldığında o öfkenin nerelere kadar uzanabileceğini çok iyi biliyorlar. Son haftalarda emek örgütlerinin düzenlediği mitingler, gelişen yerel direnişler halk muhalefetinde kitlesel bir canlanmanın işaretleridir.

Sefalet ücreti olan yeni asgari ücret üzerine konuşan Millet ittifakı sözcülerinin yapılan zammı uygun bulmaları, onların sınıf doğaları gereğidir. Asgari ücretle yaşamak zorunda olanlara sefaleti uygun görmeleri, sınıfsal tercihlerinin doğrudan ifadesidir. Kamuoyu yoklamaları alanında çalışmalarıyla tanınan Bekir Ağırdır yeni yazısında, “kalıcılaşan yoksulluk ve adaletsizlik etrafında sınıfsal bakış güçlenmeye başladı” saptamasına yer veriyor. Belirli araştırma sonuçlarına dayanması kuvvetle muhtemel olan bu saptama, içine girilen dönemin temel özelliğinin bir ifadesidir.

Kitlelerde yeni bir yön arayışının güçlenmesi, kulaklarının farklı seslere daha açık oluşu devrimci faaliyetin verimli sonuçlar elde etmesine olanak sağlayacaktır. Yaratılacak sahte “umutlara” karşı toplumsal ve ekonomik gerçeklerin yalın ve anlaşılır biçimde dile getirilmesi; gerçek kurtuluşun ancak emekçi sınıfların iradesini sınıf düşmanına dayatarak gerçekleşebileceği, tek çıkış yolunun bir halk iktidarı olduğu bu süreçte vurgulanması geren temel unsurlardır. Yoksullaştırma politikasının bu derece pervasızlaşması kuşkusuz ki, emekçi sınıfların örgütsüzlüğünden güç almaktadır ancak bu çapta bir yoksullaşmanın dev boyutlarda enerji birikimine yol açtığı da yalın bir gerçektir.

Yoksullaşan kitlelerin sesi ve eylemi olmak devrimci komünistler açısından günün temel görevidir. Doğru zamanda doğru hamleler hızla kitlelerle bütünleşmenin yolunu açacaktır. Zemin ve şartlar birleşik mücadeleyi büyütüp bir halk devrimine taşımayı hedefleyen siyasi güçlere büyük olanaklar sunuyor. Bu olanakları değerlendirmek için birleşik mücadele güçleri iç örgütlülüğünü pekiştirmelidir.

Paylaşın