En Çok Okunanlar, Umut Yazıları

Editörden | 2022’yi devrimci bir atılım yılı yapmak için ileri!

2021 yılında emekçiler tüm dünyayı kasıp kavuran yoksulluk ve işsizlik salgınına karşı mücadele yol ve yöntemleri geliştirmeye çalıştılar. World Inequality Lab tarafından yayımlanan 2022 Dünya Eşitsizlik Raporu, tüm dünyayı kasıp kavuran bu gerçek salgının boyutlarını gözler önüne sererken, aynı zamanda bu salgının nedenlerine ilişkin oldukça anlamlı bir perspektif sunuyordu.

2021’in son ayında yayınlanan bu rapora göre, dünyanın en zengin yüzde onu toplam gelirin yüzde elli ikisini alırken, en yoksul yüzde elli gelirin sadece yüzde sekizini alıyordu. Servet eşitsizliğindeki durum daha da derinleşmişti, buna göre, en zengin yüzde on toplam servetin yüzde yetmiş altısını kontrol ederken, dünya nüfusunun yarısı toplam servetin sadece yüzde ikisine sahipti.

Sadece Elon Musk adlı kan emici kapitalist 2021 yılında servetine 122 milyar dolar ekledi. Amazon’un patronu Jeff Bezos 2021’de servetine 82 milyar dolar eklerken, Bill Gates servetini yüzde kırk arttırdı. Milyarderler toplam olarak servetlerine 5,5 trilyon dolar eklediler. Bunun karşılığı 2021’de dünya çapında 100 milyondan fazla emekçinin yoksulluk sınırı altına itilmesiydi.

Milyarderler servetlerine servet katarken, 2021 yılı milyarderler listesine ilk kez giren covid kazananlarına tanıklık etti. Moderna şirketinin hissedarlarından dördü ilk kez 2021’de milyarderler listesine girerken Biontech’in hissedarları da basamakta üst sıralara tırmandı. Salgın kapitalizmin işleyişine uygun olarak yoksullara ölüm, “talihlilere” kar olanakları ve yeni servet kaynakları getirmişti.  

2021 yılında emekçilerin dünya çapında hareketlenmesinin, yeni mücadele yol ve yöntem arayışı içine girmesinin temel nedeni, sınıf çelişkilerinin bu düzeyde artmasıydı. 2021 yılında Amerika’da sadece yoksulluk ve açlık zirve yapmamıştı, işçi sınıfının grev ve direniş dalgası da zirve yapmıştı. Amerikalı emek araştırmacıların göre, grev ve direnişlerin yaygınlığı ülkede bir tarihsel zirveye denk düşüyordu.

Salgın 2021 yılında Amerika’da 2020’den daha fazla can aldı. Beceriksiz, bilim düşmanı Trump gitmiş yerine becerikli, bilim dostu Biden gelmişti, Biden hem de aşılarla birlikte gelmişti ancak ölümler azalacağına arttı çünkü kapitalizm olduğu gibi yerinde duruyordu. Milyarderler, büyük ilaç tekelleri Biden’la servetlerine servet eklemeye devam ederken, emekçiler can vermeye devam ediyordu. Temmuz’da salgına karşı zaferini ilan eden Biden Aralık sonunda salgın karşısında yapılacak her şeyi yaptıklarını ancak yeterince etkili olamadıklarını söylüyordu.

Salgının başından beri öldürenin virüs değil kapitalizm olduğunu belirtiyoruz ve Pan-Amerikan Sağlık Örgütü’nün Sosyalist Küba’nın Latin ve Kuzey Amerika’da en düşük covid ölüm oranına sahip ülke olduğunu açıklanması sanırız bu durumun en çarpıcı göstergesi olarak değer kazanıyor. ABD emperyalizminin ölümcül ekonomik yaptırımlarına rağmen Küba 2021’de salgında hem halk sağlığının korunmasının hem de enternasyonal dayanışmanın sembolü olarak kendini açık biçimde ortaya koydu.

2021 yılı, kapitalizmde karların patronların kasasına akması, zararların toplum hesabına yazılması “tunç kanunun” en katı haliyle işlediğini gözler önüne serdi. Dünyaya hızla yayılan enflasyon salgını bu kanunun nasıl işlediğinin kayda değer görünümlerini sundu. 2020 Mart’ından itibaren kapitalist hükümetlerin darphanelerinde bastıkları ve kapitalistlere aktardıkları astronomik düzeydeki paralar, enflasyon salgını olarak geri döndü ve temel gıda ve tüketim maddelerindeki yüksek fiyat artışlarıyla emekçileri daha da yoksullaştırdı. Farklı ülkelerde değişik düzeylere sahip olsa da ortak eğilim enflasyonun artışı nedeniyle emekçilerin ekmeğinin küçülmesiydi.

2021 salgının ikinci yılıydı ve birçok ülkenin bilgileri incelendiğinde görülüyor ki, salgın sürecinde yoğun bakım ünitesi kapasiteleri artacağına eksilmiş. İsviçre’de salgının başlangıcıyla Aralık 2021 arasında yoğun bakım yatak sayısı yüzde on sekiz azalmış. İngiltere’de azalma yüzde yirmi civarında. Personel eksikliği yatak sayısındaki azalmanın gerekçesi olarak sunuluyor. Eğer ortada ciddi bir halk sağlığı sorunu varsa, salgın sürecinde kapitalistlere milyarlarca Euro aktaran bu hükümetlerin salgınla mücadeleye de bütçe ayırması gerekmez miydi?

İngiliz hükümeti yoğun bakım ünitelerine ayırması gereken bütçeyi, “halkı korona önlemlerine ikna etmek için gerçekleşecek kampanyalar düzenlemesi amacıyla” özel bir Halkla İlişkiler şirketine aktarmış; yani salgın sürecinde kurumlaştırılmaya çalışılan yeni Olağanüstü Hal Rejimleri’nin temelini halkta korku ve dehşet yaratarak oluşturmaya çalışmışlar.

2021 yılı salgın önlemleri örtüsü altında kurumlaştırılmaya çalışılan Olağanüstü Hal Rejimleri’ne karşı halkın kitlesel direniş eğiliminin güçlendiği bir yıl oldu. Salgın gerekçesiyle dünyanın dört biryanında kapitalist hükümetlerin devreye soktuğu dayatma ve baskılara karşı hareketlenen kitleler, “yeni normal” olarak adlandırılan dayatmalara boyun eğmeyeceklerini gösterdi. Bu kitle hareketliliğinin siyasal bir perspektif doğrultusunda doğru hedeflere yönlendirilmesi devrimcilerin 2020 yılındaki öncelikli görevlerindendir.

Kapitalist hükümetler gelişen direniş eğilimi karşısına devlet şiddeti ve halkı yapay ayrımlarla bölme ve parçalama taktikleriyle çıktılar. Salgının aşısızlar nedeniyle durdurulamadığı propagandasına hız verdiler. Oysa veriler incelendiğinde net olarak görülüyor ki, yeni dalgada en fazla vaka sayısına sahip ülkeler aynı zamanda dünyanın en fazla aşılama oranına sahip ülkeleridir. 1,5 milyara yaklaşan nüfusuyla Çin’de 2021 yılında sadece 2 covid kaynaklı ölüm yaşanmıştır.  

2021, Hindistan’da milyonlarca çiftçinin direnişinin hükümeti geri adım atmaya zorladığı, Şili halkının kesintisiz sokak direnişinin faşist aday karşısında Boriç’in seçim zaferini getirdiği bir yıldı. 2021, emekçilerin ilk iktidar deneyimi olan Paris Komünü’nün 150. Yılıydı. Komün tüm dünyada çeşitli eylem ve etkinliklerle anıldı ancak görüldü ki, Komün asıl olarak dünyanın dört bir yanında kurulan barikatlarda, halkların direnişinde en canlı haliyle yaşamaya devam ediyordu. Direniş dinamikleriyle bütünleşmek ve bu dinamiklerle devrimci perspektiflerde buluşmak devrimcilerin 2022 görevleri arasındadır.

“Ölümcül” salgın, 2021’de Amerikan emperyalizminin aşınan hegemonyasını yeniden tesis etme arayışı çerçevesindeki saldırganlığına doğal olarak engel olamadı. Biden yönetimi, Çin’ e yönelik saldırgan politikalarını yeni düzeylere taşıdı. Atlantik ittifakını güçlendirme hedefi doğrultusunda, Rusya ile AB arasındaki ilişkileri zorlamak amacıyla Ukrayna meselesine yüklenmeye başladı. Rusya sınırlarında artan NATO hareketliliği ve Ukrayna’ya sunulan destek, büyük bir savaş olasılığını güçlendirdi. Gerginlik 2021 sonunda daha da arttı. Kısa bir süre içinde nükleer savaşa dönüşme tehlikesi barındıran bu gerginlik 2022’ye taşınacak. Emperyalist saldırganlığa karşı halkların barış talebini yükseltmek, 2022’de devrimcilerin önceliklerindendir.

2021 yılı Ortadoğu’da da direniş dinamiklerinin canlandığı bir yıldı. Siyonist işgal ordusunun Gazze’ye yönelik saldırıları güçlü bir direnişle karşılandı. Gazze’deki direniş Filistin’in tüm parçalarına ilham verdi ve Filistin halkı tüm parçalarda direnişe katıldı. Uzun zamandır parçalı seyreden direnişin genelleşmesi ve ortaklaşması dünya çapında dayanışmanın sokaklara taşınmasıyla yeni bir boyut kazandı.

Kürt halkı 2021’de çok yönlü saldırılara karşı 4 parça Kürdistan’da direnişini büyüttü. Faşist AKP-MHP iktidarı Güney’de gerilla direnişiyle felç oldu, çöktürme hedefi gerillanın iradesi karşısında sonuçsuz kaldı. AKP-MHP iktidarının Rojava’ya saldırı tehditleri karşısında halkın sonuna dek direnme kararını buldu ve sonuçsuz kaldı. HDP’ye yönelen baskılar yıl boyu artarak devam etti; baskınlar, gözaltılar, tutuklamalar sonuçsuz kaldı. HDP binalarına silahlı saldırı girişimleri, Deniz Poyraz’ın katledilmesi gibi hamleler ne hedeflenen provokatif ortamı yaratabildi ne de geri adım atılmasına neden oldu. Kürt halkı geri adım atmayacağını, demokratik-ulusal haklarını kazanma mücadelesinde kararlı olduğunu gösterdi.

2021 yılı, faşist AKP-MHP iktidarının yaşadığı gerilemenin, üzerinde yükseldiği temelin çöküşünün çok görünür hale geldiği bir yıldı. Tabandaki erimeden, ittifak unsurlarındaki çözülüşe farklı ögeler hep bunun işaretleriydi. Türk lirasının pul olmasında somutlaşan ekonomik çöküş süreci AKP-MHP iktidarının tabutuna son çivilerin çakılmasının yakın olduğunun en çıplak görünümüydü. Halkı kısa bir süre içinde yoksulluğun dibine iten ekonomik çöküş süreci; karların patron kasalarına akması ve zararların toplum hesabına yazılması “kanunun” en çarpıcı örneklerinden birini sundu.

Uygulanmaya başlayan Kur Garantili Mevduat ile küçük bir azınlık olan rantiyelerin olası zararları halk sınıflarının sırtına yüklendi. Enflasyondaki artış ve TL’deki çöküş halk sınıflarına sefalet ve yoksunluğun yeni düzeylerini getirirken bir avuç vurguncu servetlerini büyütmeye devam ediyor. Yeni ekonomik model olarak pazarlanan bu talan ve yağma kararları faşist blokun tabanındaki erimeyi bırakalım durdurmayı, hızlandıracaktır.

Faşist blokun gerilemesinin bir başka görünümü dış politika kararlarında somutlaştı. Faşist blok Doğu Akdeniz’deki iddialarında sessizce geri adım attı. Zaman zaman “sert” ifadelerle konuyu gündeme getirse dahi, pratikte yapılan Amerikan politikasına yavaş yavaş eklemlenme çabası oldu. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’la buzları eritme ve ilişkileri yeniden yapılandırma adımları da faşist blokun iddialarından sessizce geri adım atmasının örnekleriydi. Bu adımlarına paralel olarak, Ukrayna meselesinde ABD’yle daha uyumlu bir rotaya doğru yönelmesi, faşist blokun gerileme sürecinde emperyalizmden daha fazla destek arayışının ürünüydü.

AKP-MHP iktidarının gerilemesi ve mali çöküş düzen muhalefetinin sesini yükseltmesine neden oldu. Düzen muhalefeti daha yüksek bir sesle konuşmaya başlarken, bir taraftan da emekçi sınıflarda biriken büyük öfkeyi düzen kanalları içinde tutmayı hedefleyen taktikleri devreye soktu. HDP ile kurulan ilişki bu bağlam içine yerleşti. Olası bir seçimde HDP’yi yedeğinde tutma arzusuyla hareket eden düzen muhalefeti, AKP-MHP iktidarından “kazasız, belasız” kurtulma ve sistemi kapitalistlerin uzun vadeli çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırma projesine HDP’yi ortak etmek istiyor.

İlk elden söylenmesi gereken, “kazasız, belasız” bir kurtuluşun dahi önkoşulu sokakta kendini ortaya koyan bir emekçi halk inisiyatifidir. “Kaza, bela” yaratacak çeşitli araçlara sahip olan faşist blok bunları kullanmaktan ancak kararlı bir halk inisiyatifinin varlığında imtina edecektir. Halkın faşizme karşı mücadelesini seçim, meclis masallarıyla sınırlamaya çalışanlar sınıfsal ve siyasi doğaları gereği bu gerçeği görmezden gelmektedir çünkü sokaktaki emekçi halk inisiyatifinden onlar da korku duymaktadır.

2021 yılında, emekçi halk inisiyatifinin sokaklarda gerçek bir varlık haline gelmesinin olanakları doğdu. Ülkenin pek çok noktasında yaşanan işçi direnişleri, doğanın talanına karşı yükselen halk direnişleri, kadınların süreklileşen direnişi, LGBTİ+ların direnişi,öğrenci gençlikteki hareketlenme, Kürt halkının enerjisi bu olanağın en görünen unsurlarıydı. Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesine, erkek- devlet şiddetine ve saldırılara karşı güçlü bir sokak direnişi sürdürdü. Başta Taksim olmak üzere hemen her yerde binlerce kadın+lar sokağa çıktı ve saldırılara rağmen direnişinden geri çekilmedi. Kadınların eylemine karşı barikatlar kuran patriyarkal kapitalizm kadınların direnişiyle karşılandı. Dünyanın diğer yerlerinde Afganistan’da, Polonya’da ve Meksika’da olduğu gibi kadın direnişinin büyüdüğü bir direniş yılı geride bırakıldı. AKP-MHP iktidarının yıkılışından bir kapitalist restorasyon değil emekçi halk inisiyatifine dayalı bir halk devrimi çıkarmak isteyen devrimci güçler 4 Şubat’ta Birleşik Devrimci Mücadele perspektifi doğrultusunda bir araya geldiklerini duyurdu.

Birleşik Mücadele Güçleri 4 Şubat’ta Kadıköy’de kuruluş deklarasyonlarını açıklamak için bir eylem yapmak istedi ancak kolluk kuvvetleri eyleme saldırdı. Birleşik Mücadele Güçleri, AKP-MHP iktidarına karşı en kararlı mücadeleyi yürüten devrimci örgütlerin Birleşik devrimci Mücadele Perspektifi temelinde bir araya gelmesinden oluştu. 2021 yılı ülkede devrimcilere alan açan olumlu koşullara sahip olmasına rağmen, BMG kendi iç örgütlülüğünü belirli bir düzeye getiremediği için etkili hamleler yapamadı.

1 Mayıs’ta sokağı devrimci bir tarzda zorlama girişimi kimi sonuçlar yaratsa da istenilen düzeye ulaşamadı ama geleceğe dair işaretler verdi. Devrimci Parti’nin Gezi’nin yıldönümünde Taksim’de “Devlet-mafya sömürü düzenine karşı halk iktidarını kuracağız” şiarıyla gerçekleştirdiği eylem de geleceğe dair önemli işaretler sundu. Ülkede yaşanan mali çöküşün ardından 23 Kasım’da başlayan eylemler, devrimci güçlerin örgütlülük düzeyinin yetersizliği nedeniyle sönümlendi.

2022 yılına girerken ilk belirtilmesi gereken, 2022 yılının devrimcilere 2021’den çok daha uygun koşullar sunduğudur. 2021’in tüm yoksullaşma, işsizleşme, geleceksizleşme dalgası 2022’e katlanarak taşınmaktadır. 2021’in halk düşmanı politikaları henüz halk üzerindeki olumsuz sonuçlarının tümünü yaratmamıştır, bunlar 2022’de daha fazla hissedilecektir. Sınıf çelişkileri giderek daha fazla keskinleşmektedir.

Ülkede eksik olan kendini BMG’de somutlaştıracak olan devrimci önderliğin çok yönlü mücadelesidir. Bu nedenle, hiç vakit geçirmeden yapılması gereken, BMG’de somutlaşacak devrimci önderlik inşası ve bunun yetkinleştirilmesidir. 2022 yılı devrimci açıdan olanaklarla dolu olacaktır ancak bu temel görev başarılamazsa, ülkenin gürül gürül akma potansiyeli taşıyan devrimci dinamiklerinin reformist hayallerle inmelendirilmesi tehlikesi büyümektedir.

2022, ülkede ve dünyada devrimci bir atılımın yılı olacaksa, bu devrimcilerin geliştirecekleri ideolojik, örgütsel ve eylemsel kapasiteyle oranlı olacaktır. 2022’yi devrimci atlım yılı yapmak için ileri!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!             

Paylaşın