Umut Yazıları

Kazakistan’daki Ali Cengiz Oyunu – Umut Haber Servisi

Kazakistan’da süren başkaldırı ülkenin yakın geçmişi açısından pek de  şaşırtıcı değildir. 2011’deki kanlı protestoların dışında 2016’da ve 2019’da Nazarbayev’in görevi bırakmasına kadar varan önemli ölçekte protestolar ülkede hep yaşana geldi.

Bununla birlikte yaklaşık bir haftadır süren ayaklanmaları öncekilerden ayıran özellikler hem eylemliliklerin daha yaygın bir nitelik taşıması hem de ömür boyu Güvenlik Konseyi başkanlığıyla ülkede kontrolü elinde tutan Nazarbayev’in tasfiyesini ve Rusya’yla ilişkilerin kopartılması gibi eksen değişimini hedefleyen taleplerin öne çıkması oldu.

Taleplerdeki bu iki belirleme ayaklanmanın kendiliğindenlik niteliğiyle bu potansiyele yapılan emperyal müdahalenin varlığını gösteriyor.

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında Kazakistan’ın da hızla kapitalistleşmeye geçmesi ülkenin büyük klan ilişkileri içinde önemli ölçüde eşitsizliklere yol açtı.

Kazakistan bugün itibariyle 3 milyon kilometreye yakın bir genişlikle dünyanın dokuzuncu büyük ülkesidir ve  bu geniş topraklarda 20 milyonun altında bir nüfusa sahiptir. Büyük bir coğrafya üzerindeki az bir nüfusun geçmiş göçebe ve feodal ilişki ve alışkanlıkları üzerinde yükselen sovyetik modernleşme bu geleneksel ilişkiyi yeterince tasfiye edememiştir.

Çarlığın halklar hapishanesinden sovyetik modernleşmeye geçiş süreci halk gerçeklerini proletaryanın önderliğinde bir senteze ulaştıramadı. Bu nedenle sürecin üzerindeki proleter kalıplar sovyetik sistemin dağılmasıyla ortadan kalkınca halkların yüzlerce yıllık tarih akışları ayrı ulus devletler olarak açığa çıktı.

Kazakistan’da da %65 gibi yüksek ve yoğun Kazak toplumsallığı sovyetik sistemin dağılmasıyla kapitalist farklışmayı hem ekonomik hem de siyasal temelde yerel soyluluk ilişkileri çerçevesinde yaşadı. Nazarbayev ülkenin başkentine kendi adını verecek, ömür boyu iktidar hakkını kurumlaştıracak kertede hiyerarşik bir egemenlik sahibi olmuştur.

Ülkenin Asya’nın tam ortasında yer alması, Rusya’yla 7 bin kilometrelik sınır sahibi oluşu ve Hazar kıyısındaki yerleşiminin ortaya çıkardığı çok güçlü jeostratejik konumlanmanın yanısıra başta doğalgaz olmak üzere sahip olduğu zengin kaynaklarla da emperyalizmin özel bir ilgi alanı oldu. Bölge analizlerinde resmi kaynaklardan aktarılan veriler itibariyle bugün Kazakistan’da 53 uluslararası kuruluş, 30 yabancı devlet kuruluşu, 77 yabancı STK ve vakıf mevcut. Tüm fonların %70’inin ABD’den geldiği ve ayrıca TC’nin “büyük Turan” kapsamı çerçevesinde çalışmaları olduğundan söz ediliyor.

Bununla birlikte bugün ülkede olanları sadece yabancı parmağı üzerinden ya da keza yakıt zamları üzerinden açıklamak mümkün değildir. Yakıt ücretlerinin zamlı bedellerinin mevcut koşullarda Rusya’nın yarı fiyatına, Asya ortalamasının üçte birine denk gelmesi zamların ülkedeki sınıfsal çelişkilerin toplum psikolojisine işaret etmektedir, çünkü örneğin 2016’daki protestolar ülkenin milli gelirindeki güçlü yükselme koşullarında gerçekleşmişti. Bu veriler Kazak toplumsallığındaki modernleşmenin getirdiği sınıfsal gelişmelerle geleneksel toplumsal formasyonun hiyerarşik egemenliği arasındaki çelişkilerin yapısal varlığını bize göstermektedir. Özellikle 2014 yılından itibaren Çin ve Rusya’nın Kazakistan’dan taleplerinin azalması karşısında hızla düşen milli gelir (2014’te 12.080 $, 2020’de 8710$) özelleştirmelerle giderilmeye kalkılınca hem ülkenin bölgesel gelir eşitliğinde ciddi kırılmalar yaşandı, örneğin başkent Astana (Nursultan) zengin sınıfın merkezini oluştururken yeraltı kaynaklarının üretildiği güneybatı kentlerinde yoksulluk giderek derinleşti; hem de en yukardaki %10’un ekonomiden aldığı pay artarken orta sınıflarda da bir genişleme yaratıldı. Bu toplumsal eşitsizlik katsayısı (Gini) itibariyle Kazakistan’da nisbi bir iyileşmeye yol açıyor olsa da çalışan sınıflarla oligarklar arasındaki çelişkiyi keskinleştirdi.

Kazakistan’daki toplumsal çelişkilerin yakın tarih içindeki dışa vurumu, bugünkü gelişmeleri salt bir devrim nesnelliğine bağlı olarak ele almayı zorlaştırmaktadır. Özellikle Türkiye’deki düzen solunun kendiliğindenci popülizmi içinde Kazakistan sürecini emperyalist yeniden paylaşım sürecinin gerçeklerinden uzak değerlendirmesi son derece tikel ve ampirik değerlendirmelerdir. Çelişkiler bütünü içinde sürükleyici halka görülebilmelidir. Emperyalizm çağının uluslararası burjuvazi ve proletarya arasındaki savaşı bağlamında ele alınamayan her olay ve her olgu siyasal yönelmeyi bütün sol söylemleriyle birlikte emperyalizmin arabasına bağlamaktan koruyamaz. Genelde salgın politikalarına karşı alınan yetersiz ve çevreci sol tavrın gösterdiği de bu olmaktadır.

Devrim nesnelliğindeki halk hareketinin kendini açığa vuruşunda “örgütsüzlük” tarifi proleter özne üzerinden anlam taşır. Yoksa sokaklara arabalarla taşınan silahlar ve ayaklanmanın sözcülerinin emperyal karargahlarda ortaya çıkıyor olması bu sürecin belirli bir örgütlenme düzeyinin olduğunu bizlere göstermektedir.

Bilindiği gibi, ABD emperyalizminin Rusya’yı kuşatarak etkisizleştirme politikasının bir adımı olarak Ukrayna’dan sonra Belarus’ta yaşanan gerilimler üzerine yapılan analizlerde Kazakistan’ın da benzer bir potansiyel taşımakta olduğu bu gerçekler ve yakın geçmişinden referanslarla ele alınmaktaydı. Ve bizzat Pentagon’un bir yan kuruluşu olarak  bilinenen Rand Corperation’ın bu çerçevede 2019’da hazırladığı bir plan açığa çıkmış durumdaydı. Bu planın bir aşaması olarak Rusya’nın Orta Asya’daki etkisi bu tür operasyonlarla azaltılacaktı.

Geçen yıl, Trump sonrasında yeniden yapılandırılan Transatlantik ittifakın Belarus’taki başarısızlığı sonrasında emperyalist pazarda yaşanan yeni daralma bu kez kendini önce yine Nato genişlemesi çerçevesinde Ukrayna’da göstermişti. Ancak Rusya’nın Nato’nun Doğu’ya doğru genişlemesini kırmızı çizgi ilan etmesi koşullarında Rusya, Amerika ve Çin arasında yapılan bir dizi zirve sonrasında bu Ocak’ta Nato-Rusya zirvesinin toplanması karar altına alınmıştı. Bu gelişim itibariyle uluslararası emperyalizmin Nato-Rusya zirvesi öncesinde Rusya’yı tehdit altına alacak bir hamle olarak Kazakistan’daki çelişkileri harekete geçirdiği genel kabul gören bir yaklaşım durumundadır. Bununla birlikte Rusya’nın böyle bir hamleye yönelik hazırlık içinde olduğu Asya’nın bir tür askeri paktı olarak kurulan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nü harekete geçirmesinden anlaşılmaktadır. Gelinen aşama itibariyle ise, KGAÖ’nün ülkeye müdahalesiyle öncelikle eylemlerin giderek sönmekte olduğu görülmektedir. Diğer taraftan ise Kazakistan’da açılan yeni sürecin Rusya lehine geliştiği görülmektedir.

2019’da Nazarbayev’in devlet başkanlığından çekilmesiyle göreve gelen Kasım Cömert Tokayev’in Nazarbayev’i görevden aldığını belirtmesi ülkedeki emperyalizm işbirlikçisi oligarkların egemenliğinin kontrol altına alınacak olduğunun da bir işareti olarak görülebilir.

Önceki dönemde her ne kadar Rusya’yla ilişkiler belli bir yakınlık içeriyorduysa da nüfusun %18’lik bir kısmını oluşturan Rusların varlığında kentlerin ve sokakların isimlerinin değiştirilmesi, Rusca eğitimin haftada bir güne indirilmesi gibi siyasal uzaklaşma işaretleri emperyalizmin sermaye ortaklığı içinde ülkeye yerleşmekte olduğunu da göstermekteydi. Dolayısıyla, Kazakistan’daki gelişmelerin siyasal daralma içindeki emperyalist güçler tarafından geliştirildiğini söylemek çok zor olmamaktadır.

Bununla birlikte  sonucun Rusya’ya ve haliyle Kazakistan’la önemli yakınlık içindeki Çin’e daha yarayacak şekilde geliştiği de anlaşılmaktadır. Daha önce Belarus’ta yaşandığı haliyle emperyalizmin krize zorladığı eski sovyet ülkeleri eski hukukun izini sürmeyi tercih etmektedirler.

Bu eğilim itibariyle denebilir ki, daha önceki Yugoslavya, Gürcistan, Ukrayna krizlerindeki taktiği itibariyle Rusya’nın Kazakistan’daki gelişmelere bir miktar yol verdiği bile düşünülebilir. Batıyla entegrasyonun misyonerleri durumundaki oligarkların uçakları batının havaalanlarına indiler. Ya da başka sözlerle ifade edecek olursak emperyalizm içinde bulunduğu kriz itibariyle o denli çaresiz bir durumdadır ki yaptığı her hamle sonuçta onun ayağına dolanmaktadır.

Türkiye devrimciliği uluslararası koşulların bu uygunluğundan yararlanmayı bilmelidir.

Paylaşın